Talas Express Haber

"Ağladığım Yeter" Tavrında Olmak

Okunma: 951 - Yazar: Ferhat Muslu - Mail: ferhat@talasexpress.com - Ferhat Muslu Diğer Yazıları

Türkiye tarihinin şüphesiz en acı veren hadiselerinden birini yaşadık Soma'da. Ne yazık ki Türkiye'de, herkesin oturup insan canının ne zaman kıymete bineceği hususunda kafa yorması gerekirken, yine aynısı oldu. Ölen öldüğüyle kaldı...
 
Soma'da herkesi hüzne boğan elim faciada, herkes kendi evladını, kendi ağabeyini, kendi babasını, kendi canını yitirmişcesine hüzünlendi. Bir acı olduğunda, tüm yüreklerin aynı titrek hissiyata büründüğü bir toplumuz. Ancak ne yazık ki, yüreklerimize kor düşercesine hüzünlendiğimiz bu travmatik durumların yaşanmaması için hiç birimiz, kendi vicdanımızla yüzleşmeye, yeni bir bilinç ortaya çıkarma gayretine girişmeye kafa yormadık.
 
Bir can'ın değerini anlamamak...
 
Hayatını kaybeden madencilerin yakınlarına verilecek maaş miktarı konuşuldu. Kimi banka ''bak ben  borcunu sildim'' diyerek gurur yaptı. Telefon operatörleri bedava konuşturuyorum dedi. Madenci mezarlığında gözyaşı döken yavruların eğitim masraflarını ödemek için sıraya giren bir çok kurum ve şahıs oldu. Maddiyat üzerinden hadiseye gömülen herkes, vereceği paranın miktarını konuşmaktan öte bir şey yapmadı. Hayatını kaybeden madencilerin yakınlarına tüm maddi imkanları seferber etmek devlet kurumunun en temel vazifesiyken, herkes asıl sorunu unutup anlamsız bir yaklaşım sergiledi.
 
Oysa medeni toplumlarda insanlar hayatını kaybedince o değerli canın neden yitip gittiği sorulur, ihmaller varsa anında failleri ortaya çıkarılır. Adli ve idari süreçler hızla yerine getirilir. Benzer hadiselerin yaşanmaması için nelerin yapılacağı konuşulur.
 
Sorun bilinç oluşturamamakta
 
Soma'nın ardından, Karaman'da, Şırnak'ta maden işçilerinin tıpkı yıllardır binlercesine olduğu gibi, sessiz bir şekilde ölüme yürümeleri neredeyse haber konusu bile olmadı. Soma'da sormuştuk ya ''Avrupa'da, ABD'de neden insanlar madenlerde ölmüyor'' diye. İşte cevap bu bizim bilinç oluşturmadan uzak yaşayan tavrımız.
 
Soma'da 301 canın aramızdan ayrılmasının ardından özellikle medyada, hakikaten çırpınan birkaç isim oldu. Örneğin onlardan biri de Cüneyt Özdemir'di. Madenci haklarını, çalışma koşullarını konuştuğu programa ilgi olmamasına adeta isyan ediyordu. Nitekim bu ilgisiz ve sorgulamaz tavır olunca, çırpınan herkes de bir süre sonra kendi çapında çırpınmaya devam edekaldı.
 
Bir hafta ağlamak çare midir?
 
Soma'nın, Uludere'nin, Ayfon'daki cephane patlamasının... ve nicesinin ardından ağlayıp, bir hafta sonrasında bir defa olsun ''Ne değişti, ne değişmeli'' sorusunu kendisine sormayan bir toplum oldukça daha nice canlar yitip gidecek, bir hafta sonra unutulacak ve yeni ölümler üzerine ''ağlanmak için'' adeta beklenecek. Böyle umursamazlığı hangi vicdan kaldırabilir ki? Bir canın neden yok yere yitip gittiğini, vicdanın derinliğinden sorgulamayan bu akıl almaz tavır oldukça, hiçbir şey değişmeyecek, toplum olarak ağlayacak, sızlayacak ve unutacağız.
 
Toplumda kamuoyu oluşturma gücü olan tüm siyasiler,  STK'lar, üniversiteler, sendikalar başta olmak üzere, vicdan taşıyan herkes unutmamalı ki, sessiz vicdanlar oldukça, asla hiçbir şey değişmeyecek. Vicdanlar sorgulayınca ise mutlaka bir şeyler değişecektir.